Friday, September 13, 2013

hasretinden prangalar eskittim..

3 gün 3 ay olsun farketmez, İstanbul dışında olduğum hiç bir zaman diliminde İstanbul'u özlemedim. Bilerek, isteyerek, büyük bir heyecanla, başka hiç bir şehri seçmeyi bir an bile düşünmeden, İstanbul'u tercih etmiştim oysa. İlk sene pek hevesli 3 senelik gezdim, sonra duruldum, sıkıldım. Küçük şehirliyim ben, orayı özledim. Hatta günün birinde mecbur kalırsam gidebileceğim, İstanbul dışında bir yerde evim olması bana hep huzur verdi. Emre bugün haydi toplan dese toplanırım o derece :)

İstanbul'da hep rekabet var. İş hayatından bahsetmiyorum. Hayatta kalmak için sürekli rekabet etmem gerekiyor sanki İstanbul'da. İyi bir ev tutmak için, otobüse binmek için, taksiyi Mecidiyeköy'e girmeye ikna etmek için, ay sonunu getirmek için, sevdiğin restoranda yer bulmak için, trafikte eve ulaşmak için, nefes almak için, karda kaymadan eve varmak için, para biriktirmek için, tinerciden dilenciden kaçmak için, sokakta daha az kirlenmek için, köpekler tarafından kovalanmamak için, tacize ya da kapkaça uğramamak için... Hele bir de çoluğunuz çocuğunuz varsa, iyi bir işiniz yoksa ya da engelliyseniz ohooo benimkiler de dert mi?

"Rekabeti severim" deriz, yazarız iş başvurularında. Neden yahu? Ben sevmem. Sevenler de neden sever anlamam. Mecbur kalınca iyi ve onurlu rekabet etmeyi becersek sadece yetmez mi? Neden rekabet ediyoruz allah aşkına? Dünya hepimize yetmez mi? :) Şampiyon olana daha çok para vermeseler de en güzel golü atmak için mücadele etse futbolcular, futbol izlemesi daha eğlenceli olmaz mı? Bence olur :)

İstanbul'u ve orada rekabet etmeyi sevmiyorum. Ama İstanbul'u özledim. Ühüü bu sefer gerçekten özledim. Boğazın berrak gökyüzünü, 4 bir yanımı aynı anda ıslatan yağmurunu, sahil trafiğini, kornalarını, Bebek Parkı'nı, martı seslerini, Gezi direnişini, sokak simidini, Aşkana Mantı'yı, Eminönü'nü, her gördüğümde küfrettiğim tarihe saygısızca içine ettiğimiz mimarisini, boğazdan geçen kocaman yük gemilerini, metrobüsünü, Kireçburnu'nu, her yerin birbirine çok yakın ama ulaşılamaz olmasını, Akmerkez'de Selami Şahin'i görmeyi, kırmızı belediye otobüslerini, pilavcılarını, inanmazsınız Mecidiyeköy köprü altını bile özledim :)

Ben bunları düşünerek metroya bindim, Manhattan'a gidiyorum. Trenden indim, duraktaki televizyonda İstanbul'dan görüntüler. Aaa dalga geçiyor benimle dedim, bir süre donakaldım ekrana bakarken. Elime telefonu alıp fotoğraf çekene kadar da bitti görüntüler.

Tamam New York da güzel :) Ama hayatımda ilk kez İstanbul'u özledim. Bu ayrılık bizi birbirimize daha çok bağladı İstanbul. Ama yine de Emre toplan desin şimdi, giderim Aydın'a ahhaha :)

No comments:

Post a Comment