Pirinç sever biri olarak tabii ki risottoyu da severim. Güzel olacağına inandığım restoranlarda da denerim. Bugüne kadar evde denememiş olmam şaşırtıcıydı, ben de denedim. Fikir aklıma düşer düşmez soluğu markette aldım, gerekli malzemeleri de temin ettim. Annemin daha önce risotto yaptığını görmedim o yüzden tarif için de mecburen internete döndüm yüzümü. Şimdi buradan risotto tarifi verecek değilim, ama bu macerada başıma gelenleri yazmak isterim :)
Öncelikle eve çok yakın ve içerisi gıda dolu markette şarap satılmadığını yeni farkettim. 1 ayı geçti buraya geleli o markette alkollü içecek satılmadığını farketmemişim. Alkole de oldukça düşkünümdür aslında :) Bim'in Newport şubesi gibi, dön dolan alkol yok aaa. Neyse ki hemen yanında kocamaaan bir tekel bayisine benzer alkollü içecek dükkanı var, marketten çıkınca bir koşu onu hallederim. Listede sırada porçini mantarı var, ama 9 çeşit mantarın olduğu reyonda porçini mantarı yok. Karışık bir mantar buldum, doğranmış. Onu aldım yürüdüm ne yapalım. Arborio pirinç de tamam ama son şaşkınlığı tereyağında yapmışım. Tereyağını tencereye koydum, erisin diye bekliyorum da aaa bizim bildiğimiz tereyağlarından değil bu. Nasıl aceleyle aldıysam onu da reyondan, tereyağı lezzeti ve kıvamında bilmem ne yağı almışım.
Neyse sonuçta malzemeler tam. Geçen hafta sağ el işaret parmağımı nefis bir darbeyle kestiğim için soğanları Emreciğim minik minik doğradı. Pek marifetli bu işte :) Soğanları tereyağına benzer bir yağda azıcık kavurdum, genelde yakmaya yakın hale getiririm yemek yaparken ama bu yemek hassas bir yemek, bu nedenle aman yanmasın derken pirinci boşalttım tencereye de soğanları biraz diri bırakmışım.
Sıra geldi suyu çektire çektire, pirinçleri lapa lapa hale getirene kadar et suyunu dökmeye. Home Tv'de filan yemek programlarını izlerken kutulu satılan et suyu olayına bayılırdım. Makarnaya bile et suyu koymayı çok severim. Ay nasıl mutluyum o et suyunu dökerken. İşte benim Amerikan rüyam hahaha :) Kollar yorulmaya başlayınca suyu o kadar yavaş dökmediğimi de itiraf ediyorum..
Pirinçler yumuşayınca mantarları boca ettim tencereye, bir iki tur karıştırdım. Sonra o an geldi. Bir bardak şarap eklenecek yemeğe. Ama evde tirbüşon yok. O kadar da alkole düşkünüz aa yakıştı mı bize? Tabii ki bir çoğunuzun hatırlayacağı o öğrenci evi rezaleti yaşandı evde. Mantar, şişenin içerisine fıloşş diye düşürülerek şarap açıldı :) Tezgah, eller kollar yüzler, yerler şarap oldu. Bir bardak şarap ve ardından parmesan peyniri de yemeğe eklendi. Risotto da pişti.
Emre bir kaşık aldı, oooo aaa uuu harika olmuş, vay bee ilk seferde bayağı becerdin diye diye yemeye başladı. Ah ben bir heyecanlandım bir kaşık aldım ki bir restoranda önüme koysalar çok açsam yerim :) Şaka şaka, o kadar kötü değil. Baya güzel pişmiş tüm malzemeler, kıvamı da yerinde. Ama sanırım şarabı biraz fazla kaçmış, ya da güzel çektirememişim bilemedim :) Ama tabii ki denemeye devam.
Emre pide sayıklamaya başladı, bir akşam da kıymalı pide yapayım diyorum :) Hahah yeni maceralara hazır ol mutfak..






No comments:
Post a Comment