Hah hadi bakalım neden oradan başladınız derseniz New York'tan trenle sadece yaklaşık bir buçuk saat mesafede ve o kadar küçük ki gezmek için cumartesi pazar yeter de artar bile.. Bir kaç gün süren nereye gidilir, nerede ne yenir, nereler görülmeli çalışmalarının ardından bir sırt çantasıyla yola koyulduk.
Daha ucuz olması sebebiyle tabii ki aşırı abuk saatlere bilet almışız ve sabahın 7'sindeki trene binmek için 5'te evden çıkmak zorunda kaldık, gider gitmez önceden araştırıp beğendiğimiz bir yerde kahvaltı edeceğimiz için trende muz ve nutellayla kahvaltıya altlık yaptık ve saat 9 gibi aşırı merkezi lokasyondaki otelimize ulaştık. Her merkezi otel seyahatinde olduğu gibi Emre'yle her yere yürüyeceğimizden ve yeni bir yürüme rekoru kıracağımızdan şüphemiz yoktu. Bakınız ilk gün kaç adım yürünmüş..
Biz de madem çok yürüyeceğiz havaya aldırmayalım spor ayakkabı giyelim demiş ve nikeları ayağımıza geçirmiştik ama pazar günü hava -9 derece olduğunda ayak parmaklarımı hissetmiyordum.
Ne yediniz ne içtiniz size kalsın bize gördüklerinizi anlat derseniz Philadelphia hocanın yaşadığı şehir olmasının yanı sıra Amerika'nın özgürlük, demokrasi savaşlarının da başkenti. Her yer anayasa, demokrasi, özgürlük müzesi, binası, anıtı dolu. Bir de Benjamin Franklin hayatının büyük kısmını bu şehirde geçirdiği için Franklin Köprüsü, Franklin Müzesi, Franklin Postanesi, Franklin İtfaiyesi, Franklin Matbaası vb Benjamin Franklin eseri yerler..
Yediklerimi de çok az anlatmak zorundayım çünkü Philadelphia çok iyi restoranların olduğu bir şehir.. Biz de 2 günde kahvaltı, öğlen yemeği, akşam yemeği derken 4 tanesine gitmeyi başardık. Fakat hepsinden önemlisi Cheesesteak sandviçin ana vatanında bu mükemmel sandviçin yaratıcısının mekanına da gittik ve gerçekten harika bir cheesesteak sandviç yedik. İki sorun; bu sandviçcilerin kapalı oturma yeri yok ve araçların vızır vızır geçtiği, çok merkezi bir yerde değiller. Zaten sokakta keşfedilmiş bir yiyecek olduğu için ya sokakta ya da mekanın önünde arabanın içinde yiyebilirsiniz yemeğinizi ve 129. kez söyleyeceğim ama o kadar soğuktu ve bizim de bir arabamız yoktu ki normalde tadını çıkara çıkara 43 dakikada yiyeceğim sandviçi 7 dakikada filan yedim. Son lokmayı ağzıma atarken bir taksinin peşinden koşuyordum ve taksiye bindiğimde hala o son lokmayı çiğniyordum.
Daha da Philadelphia'ya sıcak bir havada ve sadece o sandviçi yemeğe giderim. Gerçekten tekrar giderim, bir ısırık sandviçten, bir ısırık turşu acı biberden, bir ısırık sandviçten, bir ısırık patatesten sırasıyla nefis bir yeme şölenine çeviririm o seyahati..

No comments:
Post a Comment