Fırsatını bulduğumda söylerim, hatta daha bugün söyledim.. Özlemeyi sevmiyorum.. Hiç sevmiyorum, öyle sevmiyorum ki dayanamıyorum, özlemle başa çıkamıyorum. Bir yeri, bir anı, bir insanı, hele hele bir insanı özlemekle mücadele edemiyorum. O yüzden de çok üzülüyorum birini kaybettiğimde.. Ölüm, terkediliş, bırakıp gidiverme farketmez ama birini kaybettiğimde en çok birini daha özleyeceğime ve özlediğime üzülüyorum. O yüzden de kaybın üzerinden on seneler geçse de üzülüyorum..
Bu romantik girişin ardından lafın nereye gideceği tahmin edilir de olsa evet yine bir şeyleri özledim :) Sırf birilerini daha özlemeyeyim diye kurstan yalan dolan günlük arkadaşlar edindim, asosyal insanlar gibi Emre'yle adeta Edi-Büdü ikilisi olduk, Hint komşularımın kıymetini bilemedim.. Ama içinde özleyeceğim bir insan olmasa da New York'u özleyiverdim.
İnsan özlemeye benzemez şehir özlemek. Bir tatilde bilet alır gidersin, orada yaşamak oralı olmak gibi hissettirmez ama ne var ne yok ne kalmış ne gitmiş takip edilir, azıcık hasret giderilir, fotoğraf çekilir havası doldurulur ciğerlere çantalara.. Sonra daha az gidilir, gidenler kıskanılır ama orası olmadan yaşamaya da alışılır gider.. :)
Ben istemedikçe de özlemek benim peşimden gelir, belki önümden gider bağzı yerlere, anlara :)
Amaaannn bana ne yaa? Ne pis sıcaktır şimdi orası da çipil arkadaşların sarımsak kokusunun doldurduğu metroya girmek istemezsin, kaldırımda mağaza tarafından yürür bi kapı açılsa da serin hava gelsin diye beklersin, Newport'un denize girilmeyen uydurma kumsalında güneşlenir sıcaktan bayılır büfeden su almak istersin de "water"a voıdıur demediğin için anlaşılamaz sinirlenir almıyorum bee su mu diye kendi kendine söylenir dehidre olur baş ağrısından delirirsin.. Özlemedim seni New York...
