Monday, September 22, 2014

NYC not to do list..hadi ii bayramlar :)

Malum önümüz Kurban Bayramı.. Ohoo daha aylar var demeyip planlı programlı yaşayan, izin koparan, ucuz bilet peşinde koşan beyaz yaka biletini, vizesini, otelini çoktaan ayarladı.. Şimdi ben bu kararını New York'tan yana veren arkadaşlara mini bir rehber vereyim isterdim.. Ama New York'a giden çok, her yer ipucu dolu zaten.. Ama ben size şuraya gitmeseniz de olur şunu yapmasanız da olur rehberi sunuyorum ki herşeyi yapmaya vaktim yok diye canınızı sıkmayın :) Aşağıda listelediklerimi yapmayın, bence gerek yok :)

Times Meydanı: Bunu gördüm ya bu yazının devamını okumam dediniz kesin.. Ama vallahi görecek birşey yok.. Zaten her köşesinde Taksim'in bitmeyen inşaatları gibi çalışma var.. Toz toprak, aşırı kalabalık, orada olup başka bir yerde olmayan mağaza, dükkan, hediyelik eşya yok, fotoğraf çekilmek için de kocaman ışıklı binalardan başka birşey yok. Seni de dinlemem Times'a gitmeden New York'tan dönmem diyorsanız Broadway'de bir müzikalden önce 5 dakika uğrayın, yeter..


China Town-Little Italy: Yooook artık sen de abarttın dediyseniz de gidip görünce bana hak vereceksiniz. O filmlerde gördüğümüz Çin Mahallesi görüntüleri New York'ta çekilmemiş, hem çok küçük, hem de bir numarası yok. Etrafındaki bir kaç sokakta ufak tefek dükkan, restoran, manav vb mekan var ama bir kaç çipil görmek için oraya gitmeye gerek yok zaten her yerdeler. Little Italy desen 2 bilemedin 3 sokak neredeyse.. Sokaklar, restoranlar kalabalık değil öyle ki memleket hasreti çeken İtalyanlar bile gitmiyor bence buraya.. New York bir gastronomi cenneti olduğu için de başka bir çok bölgede buradakilerden çook daha güzel cannoli ya da makarna yiyecek yer bulursunuz. Yine de illa ki giderim derseniz Soho turunuza China Town'dan başlayıp Little Italy'den çıkacak şekilde başlayın. Zaten 15 dakika sürecek..


Empire State Observation Deck: Buna çok itiraz eden olmaz bence.. Ben kişisel olarak şehri yukarıdan görmek yerine içinde olmayı seçerim de bi şehir manzarası görelim derseniz Top Of The Rock tercih edilebilir. En azından Central Park ve Empire State de görülebiliyor. Bu da şart değil de madem ısrar ettiniz dediğim gibi Top of The Rock'ı; Magnolia Bakery, Rockefeller Center ve 5. Cadde turunuza ekleyebilirsiniz, vaktiniz uyarsa da akşam üzeri gidin..



Özgürlük Heykeli: Buna da itiraz eden olmaz :) Uzaktan gayet ihtişamlı ve güzel.. İçine girince onu göremiyoruz sonuçta ahahah :) Biraz daha yakından göreyim derseniz, Century 21/Wall Street gününüze başlamadan bedava olan Staten Island ferry'e binin. Bir tur adaya gidin gelin, en yakın olduğunuz yerden bir selfie çekin ve daha özgür olacağımız günleri hayal edin..

Wall Street: Bu sürpriz oldu değil mi? Ya yemin ederim görecek birşey yok :) Bir boğa heykeli var ki aynısı Kadıköy'de de var.. Öyle sokaklarda jilet gibi beyaz gömlekli finanscılar filan da yok.. Tam bir hayal kırıklığı.. Yine gideceğim diye tutturduysanız Century 21 gününüze ekleyin. 10 dakika ayırın, yeter..

Woodburry Premium Outlets: Eveeett.. İşte bunu söylemek en zoruydu.. Tamam bazı şeyler gerrçekten ucuz ama o kadar uzak ve büyük ki, hele hele otobüsle hiç gitmeyin. İnsan 100 dolara çipillerin elinden kaptığı Coach çantaya bile sevinemeyecek kadar sefil oluyor. Zaten bence bir sürü şey alabileceğiniz Century21 ve TJMaxx var merkezde.. Paraları ilk gün buralarda bitirin, gitsek mi diye düşünmenize de gerek kalmaz. Zaten VS Outlet mağazası da yok, değmez :)

Macy's: 1 bloğun köşesini baştan başa kapatmış, dünyanın en büyük mağazası ve tammm bir çipil cenneti.. İçeride normal mağazalardan ucuza bulabileceğiniz pek bir şey yok, sadece yüzde 10 mu 15 mi ne turist indirimi var ki özellikle öğleden sonra saatlerinde içeride birbirinizi kaybedebilirsiniz. Büyük bir mağaza turu yapmak isterseniz 59'daki Bloomingdale's tek geçilir.. 



Serendipity: Önceden New York'a giden bir çok arkadaşınız önerebilir. Duymadınız da şimdi okuyorsanız bu maddeyi direk geçin, duydunuz gitmeyi düşünüyorsanız da gitmekten vazgeçin.. Tamam içerisi pek tatlişko bardaklar, önlükler, ıvır zıvır dolu, değişik de bir dekorasyonu var, tatlıları ve frozen hot chocolate'ı da pek meşhur ama en az 1 saat sıra beklemeye değmez.. Bir yerin yol üzerinde de değil.. Güzel tatlı peşindeyim derseniz Spot Dessert Bar'a gidin.. Hem de oldukça değişik ve farklı bir muhit olan St Marks Place'e uğramış olursunuz.


Grimaldi's: New York'un en iyi 3 pizzacısından biri olduğu iddia edilir, yalan.. Brooklyn'e kadar burada pizza yemek için aç gitmeyin, üzülürsünüz :) Hasbelkader oralara kadar gittiğinizde açsanız bir yerlerden sandviç alıp doyurun karnınızı zira en az 1 saat sırada beklemeye değmez. Yukarıda yazdıklarımın hiç birine inanmadıysanız yemek zevkime güvenin.. En en en iyi dilim NYC pizzası için Joe's Pizza'ya mutlaka gidin.. (7 Carmine St)



Buralara gitmeyeceksek nerelere gidelim derseniz hiç bir şey yapmasanız bile sokaklarda gezin.. Bulduğunuz bir bankta, parkta, ki bulmak çok kolay olacak, oturup geleni geçeni izleyin, onlarca katlı yüzlerce binaya rağmen kafanızı kaldırıp masmavi gökyüzünün tadını çıkarın, yürüyün, dümdüz sokaklarda bol bol yürüyün, West Village'da ünlü kovalayın, Bryant Park'ın çimlerine oturup ayaklarınızı uzatın, Williamsburg'da Smorgasburg üzeri bir birahaneye gidip bir günlüğüne alman olun, Highline'da bir yukarı bir aşağı gidin gelin, bir rooftop bar'a gidip için, yarısında çıksanız bile sezon açıksa beyzbol maçına gidin, Soho'da sokaktaki satıcılardan ıvır zıvır alın, Hill Country'e gidip Texas usulü eti midenize indirin, bir daha Bryant Park'a gidin, Bleecker Street'ten Meatpacking'e uzanın, Biergarten'da Bramble için, Grand Central'in tavanını seyredalın, Madison Sq Park'ta sincaplara patates kızartması ikram edin.. Gerisine de arkadaşlarınızın öneri listelerinden, gezi kitaplarından, internetten bakıp kendinize güzel bir plan yapın.. İyi eğlenceler.. 
















Wednesday, August 20, 2014

Seni yenicem hasret..

Fırsatını bulduğumda söylerim, hatta daha bugün söyledim.. Özlemeyi sevmiyorum.. Hiç sevmiyorum, öyle sevmiyorum ki dayanamıyorum, özlemle başa çıkamıyorum. Bir yeri, bir anı, bir insanı, hele hele bir insanı özlemekle mücadele edemiyorum. O yüzden de çok üzülüyorum birini kaybettiğimde.. Ölüm, terkediliş, bırakıp gidiverme farketmez ama birini kaybettiğimde en çok birini daha özleyeceğime ve özlediğime üzülüyorum. O yüzden de kaybın üzerinden on seneler geçse de üzülüyorum..

Bu romantik girişin ardından lafın nereye gideceği tahmin edilir de olsa evet yine bir şeyleri özledim :) Sırf birilerini daha özlemeyeyim diye kurstan yalan dolan günlük arkadaşlar edindim, asosyal insanlar gibi Emre'yle adeta Edi-Büdü ikilisi olduk, Hint komşularımın kıymetini bilemedim.. Ama içinde özleyeceğim bir insan olmasa da New York'u özleyiverdim.

İnsan özlemeye benzemez şehir özlemek. Bir tatilde bilet alır gidersin, orada yaşamak oralı olmak gibi hissettirmez ama ne var ne yok ne kalmış ne gitmiş takip edilir, azıcık hasret giderilir, fotoğraf çekilir havası doldurulur ciğerlere çantalara.. Sonra daha az gidilir, gidenler kıskanılır ama orası olmadan yaşamaya da alışılır gider.. :)


Ben istemedikçe de özlemek benim peşimden gelir, belki önümden gider bağzı yerlere, anlara :)

Amaaannn bana ne yaa? Ne pis sıcaktır şimdi orası da çipil arkadaşların sarımsak kokusunun doldurduğu metroya girmek istemezsin, kaldırımda mağaza tarafından yürür bi kapı açılsa da serin hava gelsin diye beklersin, Newport'un denize girilmeyen uydurma kumsalında güneşlenir sıcaktan bayılır büfeden su almak istersin de "water"a voıdıur demediğin için anlaşılamaz sinirlenir almıyorum bee su mu diye kendi kendine söylenir dehidre olur baş ağrısından delirirsin.. Özlemedim seni New York...



Wednesday, June 25, 2014

Dönüldü :)

Bilmeyen kalmamıştır da blogcuğum da darılmasın buradan da söyleyeyim ki döndüm, döndük :) Kapıyı kilitleyip çıktığımız evimiz çok şükür aynı yerde, evin içindeki eşyalar yerli yerinde, Mecidiyeköy-Fulya hiç değişmemiş, hala bir harika.. Adeta İstanbul'un cennet köşesi.. Bir biz gitmişiz, biz de geri geldik..

Aman düzenimiz bozulmasın diye düşünüp her şeyi muhafaza etmemize rağmen 10 ay az değil yine de yeniden yerleşmek, bağzı eşyalardan kurtulmak, bağzılarının yerini değiştirmek, yeni şeyler almak, çamaşır bulaşık perdeleri yıka halıları ser ütü yap eşyaları yerleştir derken 20 gün olmuş bile..

Kendi tarzımdaki sakinliğimle (panik seviyesini anlamışsınızdır) iş arıyorum şu an ama kişisel tarihimde 25 Haziran'a kadar ayağımı Ege Denizi'nin masmavi sularına sokmadığım görülmedi. Tamam gittik Pasifik Okyanusu'na girdik, Las Vegas'ta azıcık da olsa yandık havuzlarda serinledik ama memleketimin denizi güneşi kumu bir başka :) Haftaya da bir Kuşadası yapar sonra sizleri Batı Amerika turu maceramızın yazılarına boğarım..

Her gördüğüme 403 kez söyledim, 404. kez de söylerim.. İstanbul çok kalabalık, trafiği bir dert, hayat zor, başımızda bir katil, hırsız, kötülük timsali var, her yer avm bina, ağaç park yok, İztuzu'nu mu kurtaralım Amasra'yı mı, Soma desen unutuldu bile vs vs.. Ama yine de hiç bir şey orada kalmamıza değmezdi burada ailemiz dostlarımız varken.. Kalamadık da zaten.. Bakınız mutlu dönüş fotoğrafı :)


Bu sözlerimin üzerine aşağıdaki unutulmaz Vizontele sahnesiyle sizleri biraz düşünmeye davet edip 10 aydır süren tatilimi bitirecek (belli de olmaz belki uzatacak) çok iyi tatiller diliyorum kendime :)

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/169050/insan-memleketini-niye-sever-vizontele

Thursday, May 8, 2014

portakal orda kal..

"Taa Amerika'ya gelmişiz, gelmişken gezmeye yukarıdan Niagara'dan başlar, dönerken Brezilya'ya uğrar, arada bir long weekend planlar Meksika'ya iner, yakın olan Chicago, Boston, Washington, Philadelphia zaten günübirlik gidilir görülür, bir haftasonu Miami-Orlando, baharda da Batı Amerika turu yaparız "dedik.. İyi demişiz, ağzımıza sağlık :) Bir Philadelphia bir de Miami yapabildik 8 ayda, geçen hafta da Washington'a gittik, haftaya da Batı Amerika turu yapıp diğer planları duyulmamış, lafı bile edilmemiş sayacağız artık. Allah allaaah bir daha geliriz ya yaşımız ne başımız ne..

Washington'a daha önce gitmiş ya da orada bulunmuş arkadaşlarımızın sözlerine itimat edip sabah gider akşam döneriz dedik. Sabah 08.00'da kiralık aracımızın tekerlekleri döndü, 3 tane eyalet giriş-çıkışı derken devamlı yol ücreti ödeyerek öğlen vakti DC'ye ulaştık.



Beni bilen bilir, bir tatil planında ilk satırlar müzelere hemen sonrakiler yemeğe ayrılır. Bir yer için şunu yemeden dönmeyin dedikleri ne varsa onu yemeden dönmem. Hal böyle olunca, yaklaşık 4 saat süren yolculuk da karnımızı acıktırıncaaa ilk durak Ben's Chili Bowl.. Bill Cosby'nin favori mekanı, Obama da sıklıkla uğrarmış ve adından anlaşılacağı üzere chili yiyeceğiz. Ama spesyali sosislinin üzerine chili döküp yemek (chili half smoke). Chili de bildiğimiz (haksızlık etmek istemem ama) salçalı kıyma, kimisi meksika fasulyesi de koyuyor içine ama bu tarifte sadece et, soğan, biber var.. Dediğim gibi onu yemem lazımsa yerim, yedim de.. Çok da beğendim ama chili'yi değil, sosisliyi, sosisi :) Eğer yolunuz düşerse sadece sosisli alın, yanına da chiliyi con carne adıyla üzerine peynir döktürüp yersiniz, o da güzel :)
http://benschilibowl.com


Karnımızı doyurduktan sonra müze turumuza geçebiliriz. Duyduklarımıza göre zaten müze vb binaları gezmekten başka yapılacak birşey yok ama biz şehri çoook beğendik. Az katlı binalar, her yer ağaç, park, yemyeşil, havası temiz.. Sıkıcı mıdır bilemem ama beğendik işte :) Akşam döneceğimiz için de bir tek National Mall'u aşağıdan yukarı yürüyüp, Beyaz Saray'ın önünde resim çekilip, mevsimini ve festivalini kaçırdığımız cherry blossom ağaçlarıyla ünlü Potomac Park'ta arabayla turlayıp, Downtown'a inip, tabii ki yine güzel bir akşam yemeği yiyip, 21.00'da dönüş yoluna koyulduk.

Süper özetledim evet :) Bu gezimiz sırasında Lincoln Memorial, Jefferson Memorial, Washington Monument, National Gallery of Art, Space Museum, Capitol, Beyaz Saray, Downtown, Chinatown, Dupont Circle görüldü, Union Station listemizdeydi ama gitmeyi unuttuk :) Old Post Office kapalıydı gezemedik. Bir de Space Museum öncelikli tercihimiz olduğu için National Gallery of Art'a fazla vakit ayıramadık, hata etmişiz, aklınızda bulunsun :) Sadece National Gallery of Art için en az yarım gün harcanır, uzay bilim bilmem ne müzesine yarım saat yeter :)








Akşam yemeğimizi de Türk yemeklerine hasret olmamız sebebiyle çoook meşhur bir Türk mü Yunan mı Lübnan mı belli olmayan bir yerde yedik. Öyle ki menüde bağzı yemekler Türkçe yazılıydı, çerkez tavuğu, marul salata, sade türk kahvesi gibi.. Bizim rezervasyonumuz yoktu, restoranda yer de yoktu ama kapısında 20 dakika bekledikten sonra Emre'nin "ayy biz taa New York'tan geldik, yorgunuz, açız, dönmemiz lazım. Bize şurda bir masa ayarlayın" yakarışları sonunda sarmaları pideleri kebapları hüplettik. Ve evet Amerika'da yediğimiz en iyi Türk yemekleriydi :) Adı Zaytunya, gitmezsiniz de Amerika'da Türk yemeklerine hasret benim gibi bir yakınınız olursa önerirsiniz.

Dönerken yine otobanlara paraları saçtık (öyle ki arabaya günlük 50 dolar, otobanlara gidiş-dönüş 42 dolar verdik), garip bir yerden benzin aldık, ilk kez kendimiz benzin doldurduğumuz için pompayla resimler çekildik, 02.00'da evimize ulaştık..


Hani Washington portakalı derseniz (belki de demezsiniz) cehaletime verin ben de yeni öğrendim ki bitkinin adı öyle ama California'da yetişiyor :) Portakal mortakal yok..

Son maceramız 10 günlük arabayla Batı Amerika turu.. Şapkam hazır, heyecan dorukta :)