Tuesday, December 24, 2013

yeni yıllar..iyi yıllar..

3-4 sene önce, caanım arkadaşlarımla, her yeni yıla farklı bir ülkede girmeye karar vermiş ve bu kararı ilk kez Beyrut'a giderek uygulamıştık.. Sonraki sene sırada Berlin vardı ama biz balayından yeni döndüğümüz için gidememiştik, bir sonraki sene de Roma'ya gidip planı başarıyla sürdürdük.. Geçen sene yılbaşından 1-2 ay sonra bizim New York işi belli olunca da bu sene New York'ta toplanacaktık. Ama ben, geçen sene Roma'ya gitmeden önce Aydın'a gitmiş, güzel memleketimin yeni yıl hazırlıklarını görünce çok beğenmiş, aaa seneye Aydın'a gitsek ya diye espri yapmıştım da he hee diye gülüşmüştük.. Şaka kaka oldu :)

Yarın sabah (25 Aralık) Türkiye'ye doğru yola çıkıyoruz.. Nedeni Ocak'ın ilk günlerinde gerçekleşecek ve bin yeni yıl kutlamasından daha güzel, daha önemli, daha eğlenceli ve unutulmaz geçecek kardeş düğünü.. Ve 31 Aralık gecesi Aydın'dayız..

Yılın en sevdiğim dönemini, en sevdiklerimle, en sevdiğim yerde geçireceğim..Önüme gelene de en sevdiğim temennide bulunacağım: İyi seneleeeer iyi seneler :)

Ağzımdan çıkana dikkat etmeyi öğrendim ama iyi de bir ders çıkardım :) Çocuklar, seneye Londra? :)




Thursday, December 19, 2013

kızlaaar...

Kankitonla evlenmenin en en en iyi yanı 2 kişi bir adaya düşsen 3.yü aramazsın.. Deşifre edersek; dünyanın bir diğer ucunda Emre'yle sadece iki kişi olmamızın, neredeyse bir tane bile arkadaş edinmememizin ve hatta potansiyel yeni arkadaşlıklara da bir türlü girişmememizin ikimiz için de bir sakıncası yok.. Nasılsa birlikte geziyor, maç izliyor, dizi takip ediyor, spor müsabakalarına gidiyor, bisiklete biniyor, alışverişe çıkıyor, dedikodu yapıyor, gündemi tartışıyor, çamaşır yıkıyor, yemek yapıp ev topluyor, gülüp eğleniyor, sıkılınca ya da yorulunca birimiz ps oynarken diğerimiz kitap okuyabiliyor (kimin ne yaptığı belli) vs vs..

Fakat son bir haftadır kendimde bağzı gariplikler farketmeye başladım.. Şöyle ki:

  • Neticede sadece akşamları biriyle uzun uzun konuşabildiğim için gün içerisinde bomboş olduğum vakitlerde, orada saatin kaç olduğu hiiiç umrumda olmadan Türkiye'deki eşe dosta ardı arkası kesilmez mesajlar atmaya başladım. Huhuuu, canikooo, yeaa neden duymuyorsun, uyudun muuuu, işin mi vaaar mesajların çoğunda göze çarpan sözcükler..
  • Asansörde karşılaştığım Hint, Çin, Japon farketmez komşularımın çocuklarına, köpeklerine sataşıyorum. Ona buna ah canım ne tatlı, hohoho köpişe kazak mı giydirdiniz, aman soğuktan burnu kızarmış dedikten sonra 31. katta inerken oooff Efsun delirdin diye kendime sinirlenip eve giriyorum.
  • Canım cicim kardeşimin düğünü için elbise, ayakkabı, küpe her neyse farketmez almak için girdiğim her mağazada Yılan Hikayesi dizisindeki Meltem Cumbul'un karakteri gibi mağazada benimle ilgilenen çalışanlara ya da üzerimdekini beğenen müşterilere bu alışverişi neden yaptığımı, düğünle ilgili detayları, damatla gelinin tatlılıklarını, boyumu kilomu, nereden geldiğimi, Türk erkeklerinin maçoluklarını konuşur hale geliyorum. 
  • Gelinliğini bile bir günde almayı başaran biri olarak 3 haftada elbise alamıyor, aldığım ayakkabıları değiştirecek kararsızlıklarda debeleniyor (hayatta da bir şeyi değiştirdiğim görülmemiştir), ne renkle ne giyilirdi kombinasyonu yapamıyorum..
  • Işıklarda karşıdan karşıya geçerken kendi kendime konuşuyor, mağazalarda o çantaya o para verilir mi sorusunu yüksek sesle soruyor, yanımda dillerini kesinlikle anlamadığım insanlar varsa neredeyse suratlarına bakarak canım o atkıyla o kaban uymuş mu, ıy sizin ne iğrenç bir diliniz var ya, bu soğukta giydiği ayakkabıya bak bilmem ne gibi anlaşılırsa dayak yeme ihtimalimin olduğu cümleler kuruyorum..
Tamam, zaten yanımda hep en iyi arkadaşlarımdan biri olacak hayatım boyunca.. Çok da süper birşey, gerçekten çook şanslıyım ama.. Arada bir benim de uzuuun uzun saçma sapan ve hatta aynı şeylerden konuşmam, süper yakışmasa da aa o ayakkabı çok güzel lafını duymam, bugün ne giysem dediğimde bi kot bi kazak dışında seçeneklerim olduğunu öğrenmem, saç ruj elbise muhabbeti yapmam lazım.. Kızlaaaaaaarrrr.. Hayatımdaki kadınlaaaarrr...Yaa sizi çok özlediiiimmm..

Thursday, December 12, 2013

sömestr mi sömestre mi nedir?

Eveeet.. Bu sonbahar dönemindeki fransızca kursunu bugün itibariyle tamamladım.. Okul tatile girdi, 14 Ocak'ta açılacak tekrar.. Binlerce çocuk karne heyecanı yaşadı :)


Şimdi ben ne yapacağım? Dil nankördür.. Tatil matil yok zaten hep tatildeyim :) Yarından itibaren günden 30-45 dakika fransızca tekrar yapacağım, internetten fransızca filmler bulup izleyeceğim, şarkılar dinleyeceğim, telefonun dilini fransızca yapacağım, fransızca uygulamalar indirip gün içinde kelime ezberleyeceğim, metroda candy crush oynamayı bırakıp duolingo testleri çözeceğim, hatta o kadar gaza geleceğim ki hemen amazon'dan ince, yeni başlayanların okuyabileceği fransızca kitaplar alacağım..



Hohohoh hangi tatilde yapıldı acaba bunlar? Neredeyse 20 sene okula gittin Efsun heeeyy.. Söyle bana hangi tatilin 2. günü yepyeni aldığın test kitapları ortadan kaybolmadı? Hangi tatil dönüşü bu tatil çok iyi tekrar yaptım diyebildin? Hangi tatilde kulağında walkmen ders çalışır gibi görünüp hülyalara dalmadın? Ben hatırlayamadım cicim.. Bu tatil için de bol şans dilerim :)

Neyse, toplamda 11 hafta süren 2 kurda, her kur 1 gün olmak üzere 2 ders kaçırdım, verilen ödevleri yaptım, yaş ortalamasının 40 olduğu sınıfta öğretmen gönüllü var mı dediğinde hep ben olurum dedim, yanlış da olsa sorulara cevap vermeye çalıştım. Herkesin sınıfında hata yapmaktan korkup içine konuşan tipler olur ya, inanılmaz ama bu sınıfta bile vardı. Yahu azıcık sesin çıksın tokat mı atacak kadın yanlış cevap verirsen eziiiikkkk diye bağırmadan şu 11 haftayı tamamladım ya bravo bana. O kadar hevesli ve dışıma konuştum ki hep, canım örrttmenim öptü beni bugün, sınıfımda olmandan çok mutluyum dedi :) Aaannneee, bu öğretmen seni veli toplantısına çağırmayacak, memnun benden. Notlarım da yüksek.. 5 üzerinden 4.5 aldım.. 5'e yakın yani hahah hohoh :)


Haftaya da tatil öncesi sınıftan bir arkadaşın evine davetliyiz.. Sınıftaki milletler şöyle: 2 Amerikan, 1 Japon, 1 Alaskalı, 1 Rus, 1 Koreli.. E bir de Fransız öğretmen.. Haydi bakalım :) Garip olan bu insanların hepsi Türkiye'ye gelmiş, Alaskalı bile.. Alaskalı olmak diye birşey var mı acaba ben mi uydurdum? Alaska'dan gelmiş Amerikan..

Evine gideceğimiz abla da Koreli  bir mimar. Adını bilmiyorum ama şampanya içecekmişiz vuu.. Ben kola var mı diye sorarım muhtemelen :) Emre'yle Edi-Büdü 2 kişi sürdürdüğümüz Amerika macerasına canım sınıf arkadaşlarımı ekleyecek olmaktan çok mutluyum.. 3 ayın sonunda farklı milletlerden kimselerle (hint hariç) sosyalleşmenin vakti gelmişti.. Ev hediyesi olarak ne götürsem acaba? Kolonya iyi bence kolonya iyi.. Hatta belki korece de öğrenirim abladan.. Bir lisan bir insan.. 30 yaşında fransızca öğrenmeye çalışan korece öğrenemez mi? Öğrenir. Öğrenirimm..


Sunday, December 8, 2013

fili fili..

Yaklaşık 1 yıl sürecek Amerika serüvenine taa buralara bir daha ne zaman geliriz acaba diye düşünerek üç beş eyalet, şehir vs eklememiz gerektiğine karar vereli çok oldu aslında.. Ama nedense, sanki her haftasonu çılgınlar gibi geziyoruz, içiyoruz da, bir türlü vakit bulamamış ve geçtiğimiz haftaya kadar hiç biiiir yere gidememiştik. Biz de bu planı gerçekleştirmeye, New York'a yakın şehirlerle başladık.. İlk hedefimiz Philadelphia..

Hah hadi bakalım neden oradan başladınız derseniz New York'tan trenle sadece yaklaşık bir buçuk saat mesafede ve o kadar küçük ki gezmek için cumartesi pazar yeter de artar bile.. Bir kaç gün süren nereye gidilir, nerede ne yenir, nereler görülmeli çalışmalarının ardından bir sırt çantasıyla yola koyulduk.


Daha ucuz olması sebebiyle tabii ki aşırı abuk saatlere bilet almışız ve sabahın 7'sindeki trene binmek için 5'te evden çıkmak zorunda kaldık, gider gitmez önceden araştırıp beğendiğimiz bir yerde kahvaltı edeceğimiz için trende muz ve nutellayla kahvaltıya altlık yaptık ve saat 9 gibi aşırı merkezi lokasyondaki otelimize ulaştık. Her merkezi otel seyahatinde olduğu gibi Emre'yle her yere yürüyeceğimizden ve yeni bir yürüme rekoru kıracağımızdan şüphemiz yoktu. Bakınız ilk gün kaç adım yürünmüş..


Biz de madem çok yürüyeceğiz havaya aldırmayalım spor ayakkabı giyelim demiş ve nikeları ayağımıza geçirmiştik ama pazar günü hava -9 derece olduğunda ayak parmaklarımı hissetmiyordum.

Ne yediniz ne içtiniz size kalsın bize gördüklerinizi anlat derseniz Philadelphia hocanın yaşadığı şehir olmasının yanı sıra Amerika'nın özgürlük, demokrasi savaşlarının da başkenti. Her yer anayasa, demokrasi, özgürlük müzesi, binası, anıtı dolu. Bir de Benjamin Franklin hayatının büyük kısmını bu şehirde geçirdiği için Franklin Köprüsü, Franklin Müzesi, Franklin Postanesi, Franklin İtfaiyesi, Franklin Matbaası vb Benjamin Franklin eseri yerler..


Bunlar dışında görülebilir bir kaç güzel müze vardı ama bizim rotamız dışındaydı ve özellikle pazar günü aşırı üşüdüğümüz için tam 4 saat önce tren istasyonuna gidip bir bankta sızmaya mecbur kaldık. Soğuktan ne hale geldiğimizi aşağıda görebilirsiniz :)


Özgür Amerika'nın ilk mahallesi, Amerikan bayrağının dikildiği ev (ev müzeye çevrilmiş ve o teyze kılığında bir kadın dikiş yapıyor gibi bir odada takılıyor bütün gün, delirebilir),  anayasanın tartışılıp yazıldığı salon, Benjamin Franklin'in mimari olarak önemli köprüsü (üzerinde raylı sistem de var), Amerikan özgürlüğünün en önemli simgelerinden Liberty Bell (çalındığı gün kırılmış) önemli görülecek yerlerdi..Gördük :)






Yediklerimi de çok az anlatmak zorundayım çünkü Philadelphia çok iyi restoranların olduğu bir şehir.. Biz de 2 günde kahvaltı, öğlen yemeği, akşam yemeği derken 4 tanesine gitmeyi başardık. Fakat hepsinden önemlisi Cheesesteak sandviçin ana vatanında bu mükemmel sandviçin yaratıcısının mekanına da gittik ve gerçekten harika bir cheesesteak sandviç yedik. İki sorun; bu sandviçcilerin kapalı oturma yeri yok ve araçların vızır vızır geçtiği, çok merkezi bir yerde değiller. Zaten sokakta keşfedilmiş bir yiyecek olduğu için ya sokakta ya da mekanın önünde arabanın içinde yiyebilirsiniz yemeğinizi ve 129. kez söyleyeceğim ama o kadar soğuktu ve bizim de bir arabamız yoktu ki normalde tadını çıkara çıkara 43 dakikada yiyeceğim sandviçi 7 dakikada filan yedim. Son lokmayı ağzıma atarken bir taksinin peşinden koşuyordum ve taksiye bindiğimde hala o son lokmayı çiğniyordum.


Daha da Philadelphia'ya sıcak bir havada ve sadece o sandviçi yemeğe giderim. Gerçekten tekrar giderim, bir ısırık sandviçten, bir ısırık turşu acı biberden, bir ısırık sandviçten, bir ısırık patatesten sırasıyla nefis bir yeme şölenine çeviririm o seyahati..

Sunday, December 1, 2013

kapitalizm hindiyi yer..

Biliyoruz ki Amerika'da bağzı şeyler ucuz.. Ama çok acil bir ihtiyacın yoksa, bir siyah bot daha ya da 24. çanta gibi, indirimler beklenebilir ve bu indirimlerden birisi de Black Friday huhuuu :) Aslında Şükran Günü'nü takip eden cuma sabahı başlaması gereken ama zaman içerisinde Şükran Günü akşam 6'ya çekilmiş ve yaklaşık 36 saat süren bir indirim ve alışveriş şenliği.. Ya da macerası demek daha doğru olabilir bence..


Mağazaların Şükran Günü akşamı 6'da açılması bir çok platformda protesto edilse de (ki şahsen bu protestolara katılıyorum, Şükran Günü gibi aşırı önemsedikleri bir günde alışveriş yapacak insanlar yüzünden ailesiyle daha az vakit geçirenler için üzüldüm, fazla aç gözlülük, fakat Amerika'daki tek yılımda bunu protesto edemezdim soriii) saatler gece yarısı 2'ye yaklaştığında bile her yer elleri poşet dolu insan kaynıyordu. Bir iki veri; Amerika'da bir çok perakende mağazası gelirinin %40-%50 kadarını Black Friday haftasonunda kazanıyormuş ve bu haftasonunda kişi başı ortalama 400 dolardan fazla harcama yapılıyormuş. 

Bizim içinse Black Friday gerçekten bir deneyim meselesiydi zira Emre de ben de öyle bir kalabalıkta bir şey bulabilecek, beğenebilecek, sağlıklı düşünüp alabilecek sabıra sahip değiliz. Mağazalar kalabalıklaştıkça temiz hava azalmaya, biz gerilmeye, önümüzde yavaş yürüyen insanlara çemkirmeye ve onlarla itişmeye başladık. Sonuçta da bir bere, bir kazak ve bir sweat shirtle black friday'i kapattık. 

Black Friday neredeyse 1 aydır gündemin en sıcak maddesiydi. Özellikle Target ve Walmart kapışmaları, doorbusterlar, 25 dolarlık ipad indiriminin yılın en iyi indirimi seçilmesi, H&M'in 4.95 dolarlık kazakları, Kmart'ın vine videosu gibi dans edilen TV reklamı vs vs..
http://www.youtube.com/watch?v=y7ecfWZpT5M


Ama biz seçimimizi Herald Square'deki Macy's mağazasından yana yaptık. Normal günlerde bile aşırı kalabalık olan, özellikle çanta ve ayakkabı reyonu Asyalı ve Türk kardeşlerimizin istilasındaki ve 2 saatten uzun kalınca kalp çarpıntısına neden olan, içeride birbirini kaybedebileceğin Macy's.. Nedeni kolay gidebilmemiz ve 33. caddede Victoria's Secret, H&M, Gap vb diğer büyük mağazaların da olmasıydı.. 

Mağaza perşembe akşamı saat 8'de çan sesleriyle açıldığında içeri giren ilk 250 kişideydik muhtemelen ve bizi çeken kameralara gülerek el salladık. Mağazaya doğru adım attığım her dakika bu ne saçma şey yaa sanki bedava dağıtıyorlar diyerek kikirdiyordum ama neredeyse 4 saat mağazanın içinde kaldık. Neyi ne kadar ucuza satıyor olabilir ya da o şey her neyse ne kadar önemli olabilir, büyük saçmalık diye düşünüyorum evet ama aslında bir çok insan için yün kazağa sadece 5 dolar ödemek aslında çok önemli.. Neyse..



Nasıl başardık bilmiyorum, hatırlamak da istemiyorum ama gerçekten bir çok ürün normalden çok ucuz olmasına rağmen hiç bir şey almadan oradan çıktığımız için metroda birbirimiz tebrik ediyorduk :) H&M saat 12'de açılacaktı ve önünde neredeyse tüm blok boyunca uzanan bir sıra vardı.. Game Stop bir diğer popüler mağazaydı ve gecenin o saatinde Target'a gitmek isteyen insanlar yüzünden metroda binlerce insan vardı..



Neyse sağ salim ve gerçekten ucuz olduğunu görerek Black Friday'i atlattık.. Macy's'de zaman zaman birileriyle itiştik, başımıza ağrılar girdi ama yılmadık ve birer kahve alıp dolaşmaya devam ettik, içerideki hava azalınca oradan çıkıp açık olan diğer mağazalara girip boş beleş etrafa bakındık.. Önümde birazdan başlayacak olan Cyber Monday var ve yarın Amerika'da çalışanların ortalama 1- 4 saatini online alışverişe ayırması bekleniyor.. Ben çalışmadığıma göre tüm günü alışverişe ayırabilirim hohoh :) Bekle beni vıdvıdıdııdıdııd.com'lar :)