Sunday, September 29, 2013

üzüldüm..

Bir insanın ölümüne, gitmesine ya da veda etmesine üzülmek için o insanı tanımamız şart mı? Adını bile bilmesem, yüzünü de bir kaç kez görmüş olsam mahalledeki yaşlı amcanın ölmesine üzülemez miyim mesela? Onun ölümü bana dedelerimizin öldüğünü hatırlattığı, torunlarını ağlattığı, belki de yaşlanınca çok sıkıldığı için o amcanın zaten ölmeyi beklediğini düşündürttüğü, dede ve nene olunca ölüme yaklaşacakları için annemi babamı şimdiden çok özlememe sebep olduğu için üzülemez miyim? Üzülmem için o amcanın şu zalim dünyada neler çektiğini, siyasi görüşlerini, savaşlarını, belki sevdiği kadınla değil de köyden zorla biriyle evlendirildiğini, bir çocuğunu genç yaşta kaybettiğini, kıt kanaat geçindiğini ama çok çalışıp biriktirip ev aldığını, Almanya'yı görmek isteyip hiç gidemediğini, hastalıklarını umutlarını hayallerini kayıplarını kazançlarını, evlatlarına verdiği öğütleri, arkadaşlarından yediği kazıkları bilmek zorunda mıyım? Korkmadığımı sandığım ölümün sevdiklerimizi alıp başka belki daha güzel yerlere olsa da götüreceğini hatırlattığı için, ayda yılda bir kez de görsem yaşlı, sıkılmış, beyazlamış ama gülümseyen yüzünü artık 55 yıllık hayat arkadaşı göremeyeceği için ya da.. Üzülemez miyim yahu? Üzülürüm, üzülürüz..
Tuncel Kurtiz öldü ya.. Ben mahalledeki o hiç tanımadığım yaşlı amca ölmüş gibi üzüldüm.. Ama o kitap yazmıştı, filmler çekmişti, evden ayrılmıştı, sürülmüştü, düşündükleri yüzünden zor bir hayat yaşamıştı, eserleri vardı vs vs.. Ve sen bunların hiç birini bilmiyordun, takip etmedin Efsun.. Onu tanımıyordum ya sizin kadar; twitterda, facebookta, gazetelerde onu tanımadan ölümüne üzülenleri aşağıladınız ya.. Mahallemdeki tanımadığım o yaşlı amcanın, sadece bir insanın ölümüne üzülme hakkımı elimden aldınız.. Ama ben yine de üzüldüm..

No comments:

Post a Comment