Monday, September 30, 2013

seni öldürmeyen güçlendirir-mişşş..

Migren.. Baş ağrısının havalı adı.. Başım ağrıyor dediğinde banalsin, migrenim tuttu dediğinde havalı. Halbuki migren ne? Baş ağrısının 300 sebebinden sadece biri.. Daha sinüzit vaar, görme bozukluğu vaar, dehidrasyon vaar, tansiyon vaar, şeker vaar..

Bu kadar çok nedeni olan bir hastalığın hayatıma damga vurmasını beklememek anlamsız olurdu. Üstelik annem ayda ortalama 1 kez başına patates bağlayıp evde uyur gezer ve baş ağrısını geçirmeye çalışırken, anneciğimin hemen hemen tüm genetik özelliklerini taşıyan benim de sıklıkla başımın ağrıması gayet normal tabii ki.

Baş ağrısını en unutulmaz kılan kombinasyon ise migrenin varsa sinüzitinin de olması ve bunu tetikleyecek başka şeyleri de düşünmeden hayata geçirmiş olman. Mesela benim dün akşam saatlerinde nehir kenarında koşmam, terleyen kafamın rüzgarla soğuması, yanıma su almadığım için dehidre olmam ve ayın malum dönemine yaklaşmış olmam (bu da bilimsel bir neden). Sporu sevmemem de psikolojik neden :)


Benim baş ağrımın en sevdiğim yanı da paaat diye başlaması. Hiç bir öncü ağrı, sızı olmadan, hisseder hissetmez ilacı içemeden sağımdan ya da solumdan zonnnkk diye ağrının girmesi ve benim öylece dona kalmam. Dona kalıyorum çünkü iyice ufalmış gözlerimle kafamı ya da vücudumu çok hareket ettirmem baş dönmesi ve mide bulantısına da sebep oluyor. Sonrası malum.. Artık o baş ağrısının geçmesi için bir hastaneye gidip iğne olmam şart. O da en sevilmeyen son. Aşağıdaki fotoğraf arşivden alınmıştır :)


Peki başıma o ağrı zonnk diye girdiğinde ne yapıyorum biraz ondan bahsedeyim. Öncelikle gerçekten bütün hareketlerim doğal olarak kısıtlanıyor. Hemen ilaç içsem de (1 değil 2 tane içsem de) o ağrı girdi ya artık, çıkmaz oradan kolay kolay. Alternatif tıbba karşı olmadığım için de (gerçi bunlara çoğunlukla koca karı methodu deniyor) başlıyoruz diğer abuk tedavi methodlarına.

  1. İlk ve en bilinen method ağrıyan noktaya viks ya da nane yağı sürmek ve uyumaya çalışmak. Ağrı çok şiddetli değilse işe yarayabilir. Şiddetliyse 2'den devam ediyorum.
  2. Bir şalımı ya da örtümü kuşak haline getirip halka şeklinde doğradığım patatesleri bu kuşakla başıma bağlamak. Kuşağı da biraz sıkarsam o sıkıştırma ile masaj etkisini de uygulamış oluyorum. Bunu yapmadan önce viksi yıkıyorum ki orada uzun süre kalan viks artık ısıtmayıp soğutacağı için ağrıyı şiddetlendirebilir. Böyle de geçmezse 3 ile devam.
  3. Ayaklarımı sıcak suya daldırıp başıma ve enseme de buz torbası koyuyorum, karanlıkta bir süre o şekilde oturuyorum. Bu yöntemlerin hiç birinde zaten kafamı her hangi bir yere yaslamam mümkün olmuyor. O kafaya dokunulmayacak, yastıkla bile :) Oturma pozisyonunda uyuyacaksın.
  4. Bunların hepsini denedim ama işe yaramadı. Ki benim için işe yaramadı şu demek: Oturduğum yerde başımın bir tarafından zırhlı ve kılıçlı süvarilerin koştuğunu, diğer tarafından da ellerinde rengarenk ipler olan askerlerin bu süvarileri bağlayıp düşürüp sürüklediklerini görmek. Arkalarından da kocaman dalgalar geliyor uuu uuu.. Görüyorum yalan değil :) Ama hep kötüler kazanıyor, bu yüzden de sıra mecburen son olarak bence en garip olana geliyor. Kulaklarımı tıkamak için 2 ufak pamuk parçası koparmak, pamukları Tariş limon kolonyası ile ıslatmak (Selin de olabilir) ve kulaklarıma tıkadığım o pamuklarla kesinlikle, inatla uyumaya çalışmak. O pamuklardaki kolonya buharlaşırken kulağımdan kafamın içine doğru öyle bir ısı doluyor kiiii.. Bütün ağrımı unutuyor ve o yanma etkisiyle uyuyakalıyorum çoğunlukla. Ama nedense biraz korkuyorum ve bu yöntemi en sona saklıyorum :)
Bu son yöntemi kesinlikle evde tek başınıza denemeyin :) Bir doktor, tıp öğrencisi ya da doktor çocuğu okuduysa bu yazıyı kesin hapse atacaklar beni ama ben de aynen internette deneyimlerini, yöntemlerini yazan benim gibi baş ağrısı mağduru kardeşlerimden öğrendim bunu.

Bu yöntemlerin hepsini denerken evde ışıkların kapalı olması ve odanın çeşitli yerlerinde içi nane dolu kaselerin olması da önemli ipuçları :) Benim gibi sakar bir insanın evde deli danalar gibi dolaşırken o nane kaplarını düşürdüğünü, elini ayağını sağa sola çarptığını söylememe bile gerek yok.. Ama ne olursa olsun sakın ağlama şampiyon! Ağlaman demek artık bittin demek.

Tabii ki gelirken valize bir şişe kolonya atmayı akıl edemediğim için diğer yöntemlerle sabah 6'da hala ağrımı geçirmeye çalışıyordum :) Gözlerim kısık, ufak süvariler da hala oradalar ama kafamı duvara vurup patlatmadan bu sabahı da gördüm ya, güçlendim, yeni krizleri bekliyorum :)



No comments:

Post a Comment