Monday, February 10, 2014

o yaz buraya gelecek..

"Another storm is coming…" Son haftalarda haberlerin değişmek bilmeyen açılış cümlesi.. Benim gibi karı, kışı, soğuğu, kat kat giyinmeyi pek seven biri için şu sefil hayatının bir senesini New York'da, son 15 yılın en soğuk kışında geçirmesi ne büyük şans.. Artık fotoğraf filan paylaşmayacağım çünkü bu korkunç görüntüleri ve anları yok saymayı deneyeceğim..

Dışarı çıkmak zorunda olmadığım, çıksam da açılmamış yollar ve toplu taşıma rezaletleri nedeniyle levent-mecidiyeköy arası benzeri mesafeleri suların, çamurların içinde yürüyerek aşmadığım ve içime termaller giydiğim için bu kışı hasta olmadan geçirdim ve bu hususta çok mutlu olduğumu inkar edemem. Ama temmuz ayının ortasında Aydın'da doğmuş, çocukluğunu gençliğini güneşin sıcağın bağrında ve hatta kış aylarını kot montla yaşamış olmam nedeniyle, son zamanlarda haftada en az bir günü depresyonda, çatık kaşlı ve japon çizgi filmlerindeki sinirli, her yeri tekmelemek isteyen çocuklar gibi geçiriyorum.


Fashion Week'e davetli olmadığımdan, evde oturduğum ve kanaviçe işlemekten arta kalan zamanlarımda kış olimpiyatları öncelikli olmak üzere TV izliyor, the real housewives of jersey city dizisini çeker gibi (böyle bir dizi yok, olursa ben oynamalıyım) gündemin nabzını tutuyorum. Kış olimpiyatlarında sanki 2-3 kuzenim yarışıyor da önce yarışları sonra yorumları sonra sporcuların son birkaç senede başına gelenleri, aile hayatlarını, yaşam hikayelerini izliyorum. Arada haberlere bağlanıp sevgili NYC belediye başkanının karla mücadelede attığı adımları dinliyorum. Öğleden sonra Mehmet Öz'le hızlı yağ yakan yemek tariflerini inceliyor, demir eksikliğini aynaya bakarak nasıl anlarız onu öğreniyorum. Akşam üzeri magazin vakti.. Sonra 2 bölüm üstüste Modern Family, akşam haberlerinde planlanan yeni eğitim yasasının NY çocuklarının hayatlarına etkisi, Queens'de çıkan yangınlar, önümüzdeki belirli gün ve haftalarla ilgili bilgiler, Obamacare'in sorunları, gay olduğunu açıklayan NFL oyuncusunun başına gelecekler vs vs.. Bu arada elimde devamlı telefon olduğunu, twitterdan memleket gündemini yakalamaya çalıştığımı, sinirlerim el verdiğince flappy bird oynadığımı da eklemek isterim..




Bitmek bilmeyen kış şartlarıyla beni eve kapatmasına izin vermeden savaşmaya çalışıyorum.. Ama yeter, gözümün önünden parmak arası terlikler geçiyor ki ben yün çorap üzeri Peruşum'un ördüğü patiklerle ayaklarımı ısıtmaya çalışıyorum. Dayan efsun, kışın en güzel yanı baharı getirmesi.. He bir de salep.. :)


Sunday, February 2, 2014

.. .. ..

Babası tokat atsa gururundan ağlayacak bir evlat, sokakta elinde taş bile olmadan, iyilik için direnirken dövüldü, öldü..

"Korkma annem dikkat ederim, korurum kendimi" dedi annesine.. Daha yeni başlamıştı, ilk günlerdi, sağ salim eve dönmeliydi ki ertesi gün yine çıkabilsin.. Hepimiz bir kafeye, apartmana, otoparka saklanıp, evine kaçıp kurtulurken o dövüldü, öldü.. 

Herkes ölümden korkar.. Ölmekten değil belki ama hiç olmasa ölümün sevdiğini almasından korkar..

Kimsenin çocuğuna, kardeşine, arkadaşına birşey olmasın diye düşünür, kimse için ölsün bedduası etmek istemem ama dilerim o çocuğa vuran ellerinizden başlayarak yanarsınız.. Cehennemde değil, burada, gözümüzün önünde.. Dilerim emri vereni de, dinleyeni de, bir emre uymadan içinden gelerek bu cinayeti işleyeni de, o katilleri koruyanları da, bile bile onlara bir bardak su verenleri de dünya üzerinde bir mahkeme cezalandırır.. Ve dilerim sokaktakiler de ölümden korkarken, en değerli hayatı kendisininki sanan ve hala evinde sessiz sedasız oturan herhangi birimiz, günün birinde sokağa çıkar ya da balkondan da olsa sesimizi çıkarırız..